Her neyse, köprüde önümdeki araçla köprünün çeyreği kadar mesafe bırakarak Boğaz manzarasını izledikten ve bir kaç yanlış yola saptıktan sonra Bostancı'ya vardım. Sıramı bekledim, ödenmem gereken kart ücretinin 35 ytl, cebimdeki paranın 33 ytl 80 kuruş olması beni biraz rahatsız etti, ancak asıl rahatsızlığı gişedeki memur "nüfus cüzdanı olmadan işlem yapamayız" dediğinde yaşadım. Gişelerin saat 4'e kadar açık olması, o anda da saatin henüz 2 olması kafamda "acaba eve gidip kafakağıdını alıp dönsem halledebilir miyim" fikrini oluşturdu. Tekrar yola koyuldum, ancak fazlasıyla sakin bir sürüş sonucu eve varmam 40 dakika sürünce geri dönmek konusundaki hevesimi kaybedip Moonlight adlı vampir dizisini izledim.
Bu arada, son günlerde vampirliğe karşı olan ilgim tekrar canlandı, acaba blogu okuyan bir vampir motorcu boş vaktinde bana birkaç damla kan ödünç verebilir mi? Söz, geri ödeyeceğim. Zaten güneşlenmeyi falan pek sevmem, yemekle de aram yoktur, içecekleri severim, kola veya bloody martini yerine sodayla karıştırılmış kan veya hakkaten "bloody" olan bir martini içmek çok da koymaz açıkçası. Oblivion oynamış olanlar bu vampir olayında zaten bana hak vereceklerdir, "Hunter's sight" geceleri işimi kolaylaştırırdı. Sürekli aynı yaşta kalmak da iyi, nasılsa hala içimde ufak bir çocuk var, dış görünüş de aynı kalsa bir şey farketmez.
Neyse, vampir şeysini geçelim. Sanırım okuyanlarla hemfikir olduğumuz bir nokta şu: Sıkıcı bir günde yapılan 100 km yol her bunalmış bünyeye iyi gelecektir, ancak küresel ısınmaya katkıda bulunmak ve akılsız başın cezasını motorun çekmesi konusunda iki kez düşünmek gerekli.
Özet: İçinden gelen sesleri dinle, ara sıra iyi şeyler söylüyorlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder